13(Bu yazı 9-11 Haziran 2017 tarihlerinde Yaralıgöz’ de yapılan kampın hikâyesidir. Yazan Ersal Akçay, Fotoğraflayan Sedat Soysal, Ersal Akçay)
Yaralıgöz Kampı 9-11 Haziran 2017 Bilge’yiz hepimiz.
Hava Yağmurlu, Hava ağır, ama
Gönlümüz kuş gibi, bulutların üzerinde uçuyoruz.
Bize her yer güneşli….
Yağmur günlerdir hiç durmamacasına yağıyor..
Diliyoruz ki, umuyoruz ki kamp güneşli geçsin,
Hava ne olursa olsun biz kampa gideceğiz.
Kampçılarda da vaz geçme emaresi hiç yok…
Yollar uzun dikenli taşlı olsa da,
Sel çığ ateş önünde, her ne olsa da…..
gidecek gibiyiz.
1700 m de çadır ve 2200 m de Yaralıgöz zirvesine çıkış hedefliyoruz.
Gündüz 8 °C, gece 4 °C ısı görünüyor.
Arabalarda yer sınırlı olduğu için malzemeyi hesaplı götürüyoruz.
Alış verişi Kastamonu’ da tamamlayacağız.
9 Haziran2017 sabahı yola çıktık. Üç araba altı kişi yoldayız. Kaptan Sedat Soysal, Hidayet Küçük ve Ersal Akçay bir arabada. Diğer arabada Bülent Uğuzbalaban, Murat Bozkurt. Üçüncü arabada Tamer İrevül.
Bolu’ da mola verdik.
Hava ağır yağmurlu.
14.00 de nihayet Kastamonu’ ya vardık.
Öğle yemeğinde meşhur dönerden tattık.
Sonra
Malzeme tedariki için büyük bir markette gittik.
16.30 Kastamonu’dan Devrekani’ ye doğru yola çıktık.
Güzel Anadolu gök mavisiyle bize hoş geldin dedi…
Biraz sonra 1210m Oynak geçidini aştık.
16.40 da Devrekani’ye vardık.
Yağmur için 4×5 m sera naylonu ve fırından ekmek aldık.
1450 m lik Yaralıgöz geçidini geçerken arkadan zirveyi de görüyorduk.
Heyecan basıyor insanı..
Her yol macerası, Kamp macerası ayrı bir tat…
17.40 Devrekani sonrası Bozkurt yolu 568 ci km de
Mamatlar 7 tabelası sapağından sapıyoruz.
Asfalt yol bizi Koru yaylasına yönlendiriyor.
Hangisinden gidileceğini biz biliyoruz..
…Toprak yol Yaralıgöz Koru Yaylasına devamlı yükseliyor.
Yol taşa doymuş, yolu kesen 1 adet su arkı var.
570ci Km’ye geldik yağmur kesti.
Kamp alanına saat 18.25 de vardık. 1700m yükseklikteyiz. Otlaklar filizi yeşil. Bahar yeni gelmiş buralara. İstanbul’dan 577 km gelmişiz.
İlk önce Çadırları kurduk.
Yağmurun biz çadırı kurarken dinmesini,
kampın güzel geçeceğinin müjdeli haberi olarak yorumluyoruz.
ve
Akşam ve gece hazırlığımızı yapıyoruz.
Çadırlarda tulum ve matlarımızı açtık.
Yayla olduğu için gün bitmeden içliklerimizi giyip soğuğa karşı tertip aldık.
Baş lambamızı, yemek takımını ve çakımızı aldık.
kiii…… kiiii……
Elevit Yaylasından Maksut amcanın sesini kulaklarımda duydum.
Ha bu duman gene niye geldi?
Ha bu duman gene niye geldi?
Sessizlik kulakları sağır ediyor,
Yağmur tekrar bastı, Avcı kulübesine kendimizi zor attık.
Sular oluk oluk akıyor.
Yaprakların rüzgârla beraber çıkardığı ses,
ormanın diplerinden akın akın geliyor.
Karanlık iyiden iyiye çöktü.
Çadırların renklerini göremez olduk.
Bu arada Murat Bozkurt geniş bir kap içinde hazır malzeme ile
bol bir salata yaptı.
Bilmem kaç ekmekle birlikte ve bir yaprak yere düşünceye kadar ki bir zamanda, hepimiz kabın dibini gördük…
Soba yandı.
Islanmıyorum, karnım tok, arkamdan sobanın sıcaklığı vuruyor…
Tüm evrenle barış içindeyim bu an…
Akşam yemeğini böyle şartlarda hazır bulmak gerçekten morali yükseltti.
Ton Balıklı salata çok iyi idi…
Güğüm ocağın üzerinde, sürekli sıcak su kaynıyor..
Tahin helvası, pekmez, çikolata, Çay, kuruyemiş, derken…
sohpet sohpet sohpettt hım hhımmm.. aaa uyumuşuz.
Avcı kulübesinin damına düşen damla sesleri yağmurun şiddetini hissettiriyor.
Gece yarısı Takur tukur,, tık tık tık,, tıs tıs,,, yağmur bitti….
Hava yükseliyor moraller düzeliyor…
Dışardayız.
Koyu lacivert parlak pürüzsüz gökyüzünde sedef düğmeler…
Zıpla yıldızları yakala.
10.06.2017
Bir kısım kampçı sabah 05.30 kalktık..
Yağmur, yağmur,
Gece gene yağmur yağdı…
Etrafta yakabileceğimiz bütün kırılmış dallar ve ağaç parçaları ıslak,
İyi ki kampçılar akıl edip bir iki çuval kuru odun almışlardı.
Bu sayede akşamdan kalan küçük bir köz ile sobayı ateşliyoruz.
Güneş de doğdu.
Sıcak dilimizi gevşetiyor..
Bizi ilk andan beri koruyan küçük avcı evinde sabah sohbetine başlıyoruz.
Yetişen nafakasını alır..
08.00 da
zengin bir kahvaltı bizi çok mutlu ediyor.
Bazlama, peynir, zeytin, reçel, çay, kahve
09.00 da
Yağmur biraz izin veriyor, çadırlarımıza kadar gidip yürüyüş malzemelerimizi alıyoruz ve ALTI KAMPÇI yola çıkıyoruz.
Kampın Güney istikametinde çok sarp 500m kadar yükseklikte Yaralıgöz kaya kütlesi Yükseliyor.
Kaya kütlesinin etrafını 180 derece tur atıp stabil bir eğimle zirveye doğru yükselmek istiyoruz.
09.15
Yürüyüş Güney istikametinde yokuş yukarı olarak orman yolundan başladı.
Biraz yol aldık ki yağmur tekrar başladı.
Pançolarımızı giydik.
Yolun bir yanındaki oluktan Japon bahçesi güzelliğinde, ahenkle sular akmakta.
Yağmur yavaşlayınca
Ladin Ormanlarının derinliğinden güzel sesli kuşlar ötmeye başladı.
Vadiyi sis kapladı ve rüzgârın uğultusu ile hafifçe yükseliyor.
Yerler ıslak oldu mu sümüklü böceklere dikkat edeceksiniz.
Ayağınızın altında olmaması için…
Tüm doğayla barış içindeyim şu an…
“Doğu Karadeniz Ladin Ormanlarının Morfolojisi”
Lise yıllarında Sahaflar Çarşısı’ndan bu kitabı almışım.
Halen neden aldığımı bilmiyorum.
Morfoloji ne demekti?
“Doğu Karadeniz Ladin Ormanlarının Morfolojisi”
Şimdi o aklıma neden geldi onu da bilmiyorum…
İnsan bu isimde bir kitabı neden alır?
Bazen kendi aklımız bizi güldürüyor…
Şimdi bunu düşünmenin zamanı değil diyerek
Sümüklü Böcekler ve sisler arasında Ladin ağaçları arasından yürüyoruz… yürüyoruz…
Etrafı içime sindiriyorum..
İçine çektiğin havanın bile bir tadı var biliyor musunuz?
Yürürken konuşursan bunların hiç birisini duymadan gidersin
Sessizliği dinliyorum, bastığım yere dikkat ediyorum.
Yağmur çiseliyor.
Ve yol kenarından değişik ritim ve tonda çakıl taşları arasından akan sular analarına denizlere kavuşmak için hızla geçip gidiyorlar.
Önümüzde yola yığılmış kar bloğu ile dikkatlerimizi topluyoruz.
Dikkatli bir biçimde, emniyet kuralarına uygun olarak geçiyoruz.
Düze çıktığımızda işaret koyuyoruz.
Dönüşte iniş yolunu bulmamıza yardımcı olsun diye.
Liderimiz yolu bilse de bir dağcılık tedbiri olarak.
Yol rehberlerimiz Murat Bozkurt ve Tamer İvegül kısa bir mütalaa yapıyorlar.
Yönümüzü biraz daha 175 derece G-GD istikametine çevirerek kayalar arasından geniş bir kavis çizerek kıvrıla kıvrıla yükseliyoruz..
Nefes-adım tempomuz her adımda enerjimizi yükseltiyor.
Sonra G-GD, Doğu yu bırakarak, Kuzey Doğu istikametinde yükseliyoruz…
Karınca yuvaları sunulan bir buket gibi hoş geldiniz diyor.
11.15 te mola verdik
Su, Fındık, badem, kuru üzüm, hurma iyi gidiyor…
Eski dağcılar her 1 saatte bir avuç dolusu takviye yiyecek ve bir ağız dolusu su içmek iyi gelir derler.
27 yıllık dağ ayakkabımın tabanı yarısına kadar ayrıldı…
Bağladık.
Ayak bilek burkulmalarında yapılan düğümü kullandık.
Kıdemli Dağcı Bülent Kardeş’ ten aldığım ince ve sağlam (4mm) dağ ipi ile çok güvenilir oldu.
Bu önlemle aradan su geçirmesini engelleyemiyorum.
Ancak kış şartları olsa problem olurdu fakat yazın önemli değil.
Nihayetinde Kuzey istikametinde.
13.00 te zirveyi gördük.
Her duygu mümkün o an
Rüzgar kuvvetli, içine işliyor..
Dağcılar yürüyüşte az giysi ile terlememeyi,
durduğunda ise çok giysi ile üşütmemeyi sağlıyorlar.
Uçurumun kenarından bakınca aşağılarda kamp alanımızı görüyoruz.
13.50 zirveden dönüşe başlıyoruz.
Kamp raportörü not alıyor…
Çıkarken insanın aklı zirveye yoğunlaşmış olduğundan faunayı, etrafı fark edemiyorsunuz. Dönüş yolunda daha çok şey görmek mümkün.
Köstebek yuvaları ve taşlar..
Veya terk edilmiş karınca yuvaları
Gökte Doğan, farenin peşinde..
Kayalar çimen ve çiçeklerle sarmaş dolaş.
Küçük ağaçlar, büyük ağaçlar, kayalar arasından kıvrıla kıvrıla iniyoruz.
Nihayet büyük kaya kütlesini bitirdik,
Vadilere bakıyoruz…. Biz baktığımız için mutlu görünüyorlar.
Tüm doğayla barış içindeyim şu an…
ve orman yolundan Kampa döneceğiz.
14.50 – 15.00 kar kulvarını geçiyoruz..
15.30 da kampa döndük.
Kolumdaki saat orta meyilli patikada 18.757 adım atıp 13.39 km dağ yolu yürüdün diyor, ve 645 cal harcadın diyor (bence daha fazladır saat burayı yürüyüş bandı zannediyor olmalı)
Bazılarımız çadırda dinlenmeye çekildi.
Bazılarımız sobanın başında eşyalarımızı kuruttuk….
İkindi kahvaltısında ve Akşam yemeğinde,
Konserve, kiraz, erik,
Sonrasında çay, kahve,
Kuru erik kuruyemiş,
yedik…
Tüm akşam ve gece boyu konuştuk…
Güzel bir uyku çektik..
Ertesi sabah derinden bülbül sesleri geliyor heyecanla havaya bakmak için çadırdan kafayı uzatıp dışarı baktım….. Gene yağmur.
Bülbül öttüğüne göre yakında yağmur kesecek… diye düşünüyorum.
fakat biz yola çıkmış olacağız ne şans…
Sabah sporu, kahvaltı ve elbirliği ile kampın toplanmasını tamamladık.
Doğa biz gidiyoruz diye seviniyor herhalde.
Güneş açtı.
Çadırları toplarken sucuk olmadık diye şükrediyoruz.
Kamp yerini bulduğumuzdan daha iyi bıraktık.
09.36 11 Haziran 2017 Hareket ettik.
Kastamonu’da Muhterem’ den aynı zamanda yerel rehber ve kamp liderinden, … yöre hakkında bilgilenmek üzere Kastamonu da mola verdik. Ve bazı tarihi yerleri gezdik.
Yörede söylenen ve çok ilgimizi çeken, yerel bir düstur ve aynı zamanda bir eğitim olan bu söz hoşumuza gitti gereğini yaptık.
“Atın arpası, yolcunun aşı verilmeden yolcu öteye gidemeyecek” dedi
Bizde
Arabalara benzin alıp,
Pastırmalı pide yedik…
Sakın yemeden geçmeyin… İnanılmaz bir lezzet…
Pastırmacı ile pideci bir anlaşması var herhalde.
Pideci pastırma satmıyor.
Pastırmacı da pide satmıyor..
Soframız kahve ile bitti.
Kahvemiz Aşirefendi’ den
Hem ruhen hem fiziken doymuş olarak.
13.10 da Kastamonu’ dan yola çıkış yaptık.
18.30 da mutlu ve mesut ve yorgun olarak evlerimize vardık.
Bu kampı birlikte yaptığımız Bülent Uğuzbalaban, Sedat Soysal, Hidayet Küçük, Murat Bozkurt, Tamer İrevül kardeşlere çok teşekkür ederiz devamını dileriz..
Bir dahaki kamp ta buluşmak üzere vesselam…























































































