Her şeyin sebebi Aspana Kayası,
Yazan ve fotoğraflayan Ersal Akçay 15.11.2014 Göztepe-Gözcübaba
Kaptan’ın seyir defteri
Uzay masalları Aspana Galaksisi,
10102010’ci Kestane Yılı.
Kazık inciri zamanı.
Rüzgar denizde denk kayıklarını sallamakta…
Biz kanlıca mantarı gezimizden dönmüş, emin bir limanda dinlenirken,
yeni yapılmış ılık reçelimizi yiyoruz….
—————————————————————————————————
Oldum olalı eski kaptanları ve Lokomotif kullanan makinistleri çok severim…
Onlar zamanının UZAY PİLOTU,,,
Ahşap Gemiler ve Lokomotifler de UZAY GEMİSİ gibidirler.
Tersaneler ve Lokomotif Fabrikalarının da NASA ÜSSÜ olduğunu düşünürüm.
Aspana Kayasına çıkmak için sonbaharda İyonya’dan yola çıktık…
Toroslar’ dan Ilgaz’a oradan, Kuvva-i Milliye yolundan İnebolu, Evrenye ve
yağmurlu bir günde Karadeniz kıyısı Dimeşler’ e kadar geldik. (##-Değirmeçler aslında, değirmenci anlamında.)
Biraz dinlendikten sonra köye, Niğerze’ ye çıktık.(##-Beldeğirmeni ya da Değirmencikler) Aşı boyalı evlerde balıkçıların, gemicilerin develer tellâl iken, pireler berber iken den beri yaşadığı şirin köşeler.
Kaptan Şükrü Abi’yi tarlada çalışırken gördük.
Güleç yüzlü, Kaptan 90’lı yaşlarda ve zinde idi.
Onu ilk gördüğümüzde tarlada bel yapıyordu.
Maşallah…
İşte zamanının uzay pilotu… dedim.
birlikte nasıl yolculuğa çıkarız diye düşünürken….
Bölük Mehmet ve Ahmet Çolakoğlu kardeşler Kaptan Şükrü Abi’nin karısı, hayat arkadaşı Gülizar Abla ile kahvaltıyı ayarlamışlardı bile….
Yaşanmışlıklara doğru “Vira Bismillah” dedik, demir aldık…. yola koyulduk,
Kahvaltı hazırlanıncaya kadar evler, bahçeler arasında kısa bir tura çıktık. uzaktan el sallayanlar “selametle, selametle” dediler.
Bölük’lerin evlerinin arasından yürürken ORADA YAŞANMIŞ HAYALLER bir bir görünür olmaya başladı.
Bölük’lerin atalarından dede BÖLÜK MEHMET ve arkadaşlarını gördük. Aşağıdaki fotoğrafta, kahvenin önünde köyün yaşlıları görülüyor. Hayatta kimse kalmadı bu resimden, sağdan üçüncü, anılan dedemiz BÖLÜK MEHMET ile, hikayemizin kahramanı Kaptan Şükrü Abi’nin babaları kardeşler.
Dede Bölük Mehmet’ lerin kırmızı aşı boyalı evlerine gittik.
evin kışın alt taraftan görünüşü
Hemen yanında, Bölük Şükrü’nün Gülizar Abla ile paylaştığı evi var artık çok acıktık YEMEK VAKTİ… evin kapısına geldik….
Gülizar Abla, evin denize bakan camından Kaptan Bölük Şükrü’ ye bağırdı;
-K a p t a nnn
– eeeeeyyy –
Yemek hazır.
Kahvaltı için birlikte yukarı çıktık.
Kahvaltıda iyicene karnımız doydu, aklımız çalışmaya başladı…
Bir denizcilik hikayesinin başlayacağını hiç bilemezdik. 10 ekim 2010 günü konuşuyoruz…ses kaydı alıyoruz. Çok anlatılacak konu çıktı ama biz üç ayrı hikaye ile bu yazımızı, sonlandıracağız.
Kaptan Bölük Şükrü Abi ile denizcilik muhabbeti….
Açıldı kutu, tüm hatıralar çıkmaya başladı,
Şükrü Abi konuşuyor, anlatıyor…
Masadaki herkes sessiz…
Denizcinin işi zordur,….
Kış Kasım 8’de gelirdi. (##-eski kasım 1)
Kış gelince de YELKENLİ KAYIKLAR Halıcıoğlu’nda çekek yerlerine çekilir,
sonra köye çıkılır,
özlemle eve gelinir, sevdiklerinle hasret giderirdin.
sonra mışıl mışıl yatardın.
Bölük Mehmet söze girerek dedi ki,
Niğerze’de Kasım çocukları çokmuş.. :-). Sende mi kasım çocuğusun Şükrü Abi?
Şükrü Abi, ciddi abi ya, hiç cevap vermedi.. ……
🙂 Sonra söze devam etti…
ÇATANALAR liman dahilinde çalışırlardı. Şimdinin Romorkörü gibi.
500 tonluk KULET’ler vardı.
Kürekli Sandallar TAKA’lar vardı.
Ahşap teknelerin hepsinde YELKEN VARDI.
RANDA yelken vardı, çiftliydi onlar.
Affedersin AYIBACAĞI yapardık. (##-rüzgar pupadan gelince yapılır.)
farz etki İstanbul’a gidiyorsun.
Gündoğusu rüzgarı eserse, yanda MAPHALAR (##-İngiliz kilidi) vardır…
koy verirsin açılır onlar.
Rüzgar ters gelirse
VOLTA YAPACAKSIN. İskotaları çekersin. YELKEN TAHTA gibi olur.
Rüzgar içine girmek için…… ORSA YAP, POCA YAP vardı.
Rüzgar karşıdan geliyorsa “ORSA” dersin.
Önünde kayık varsa, rüzgar altına kaçar, “POCA” diye bağırırdın. (##-Poça-Geminin başını rüzgardan açardın. )
Yelkenli ahşap teknelerde eskiden İskele/Sancak yoktu.
Motorlar çıkınca kullanıldı bunlar.
Gülizar Teyze söze girdi,
–Ahmet çay doldurayım mı?
–evet çay çok güzel…. Dedi Ahmet..
–Su Aspana’dan geliyor…. Yumuşak ve soğuk su…. soğuk suda sabun bile köpürüyor…..
–Su hangi yolla geliyor? dedik.
–Hasmil Köyü, (Hasmil Köyü’ nden Aspana Kayası görülür…. Sabah ezanla çıkıp, akşam varılır ) Toruç Köyü, Elma Düzü üstünden, Pilav Kayası’ da var, Çilo Köyü tarafından… dedi Gülizar teyze..
Mehmet Çolakoğlu,
–Halamın evinin üstünden, Alimam (##-Ali Imam) Köyünden, Kuvancak düzüne……. diye söze girecek oldu..
Gülizar Teyze baktı ki sorular çoğalıyor;
–Kaptan daha iyi bilir dedi… sözü kaptana verdi…
–Aspana yolunu sırasıyla bir daha söyle dedik.. Kaptan Şükrü Abi’ye..
Kaptan;
–Kayabaşı, Göl Düzü (##-dinlenme yeri-Su var) Kuvancak Düzü, Kireççi Pınar, Aspana’ dan sonra Köyün hududuna gelinir,
Hatta bir gün diye devam etti söze ;
Bostancı Mehmet o tarihler de muhtarken “Kapan” denilen yerde kazıkları çakmış.. çocukları da toplayıp
“bu günün çocukları yarının büyüklerisiniz“…. diyerek köyün sınırlarını gösterdi.
Eğitim şart….
Şükrü Abi ! Sen ne zaman Kaptan oldun?
– 13 yaşında ilkokulu bitirdim. 1935 de İstanbul’da idim. 1922-1938 arası??
43 yıl evvel kaptanlıktan ayrıldım.
Sessizlik oldu
-“her şeyin bir sonu var. dedi…. söze devam etti.
-“Ben sistreden, sintineden gelmeyim. İmtihanla 1946 da 350 tonluklarda 1. Oldum (##-Kaptan oldu)”.
-“Sonra 1000 tonluklar vardı.”
Şükrü Abi Uzay gemisi Kaptanı Kaptan Körk gibi;
Köyün ihtiyar heyetinde yer almış,
kadastroda bilirkişi olmuş bilgili ve emin bir kişilikti.
gezmiş, öğrenmiş, tecrübe sahibi olmuş,
yaşamış, denemiş, yönetmiş, sorumluluk almış….
gemisini bir yerden diğer yere götürmüş,
Selametle yükünü taşımış…
doğaya uyumu öğrenmiş, boşa mücadelelerden kaçınmış,
alet, araç kullanmış,
erzak almış,
harita okumuş, pusula kullanmış, yıldızlarla yol bulmuş.
gemisine bakım yapmış, temizlemiş,
dümenini tutmuş, yelkenini basmış, ipini germiş…
Büyük bir mütevazilikle hikayesini anlatmaya devam etti.
Şükrü Abi’ye dedim ki…
-Yüzme bilmeyeni gemici olarak alır mıydınız?
-Sahil çocuğu yüzme bilmez mi? eskiden demirli gemilere kadar yüzerdik…….
Köpek balıkları yoktu. Ne zaman Taratalar çıktı !! (##-Tarata ne demek veya ne olabilir? bilmiyorum.)
Gemide dinlenir sonra geri yüzerdik…..
Tek kol atılarak dalganın üzerine asılarak, yüzülürdü….
Seyrüsefer Bahsi,
-“Seferde her zaman harita açmazdık,
Rotalar belli idi.
Burunları, nirengileri bilirsin.
Önündeki gemiyi takip ederdin.
Geceleri 7 kardeşlere bakarak KERTERİZ ALIRDIK.”
-“SİNOP’a giderken, İNCEBURUN’u geçince, Hıpros Koyu var (##-Hamsilos olabilir), Akliman var.
-“Karadenizin en az limanı olan kısmı Sinop Kefken arası değil mi? Ne fırtınalar yediniz kim bilir“…… diye konu açtık…
Fırtına Takvimi ve Kasım 1 ri (Kasım 8i eski Kasım’ın 1 ridir.)
-“Buralarda bilinen fırtınalar…..” diye Şükrü Abi söze başladı…
Mart 1 9u, 2 9u, 3 9u,
Nisan başı,
Turna Geçimi geçti,
Bıldırcın Geçimi…. 2-3 gün öncesi oldu….
Kestane Karası geçti
Koç Katımı, Kasım 12 sinde
Öyle gider işte….
Kasım 90 da donat,
Günler bir saat uzadı mı gemiyi donatırsın, yelkenleri tamamlarsın
Kasım 98 de gücük (##-ne olduğunu anlamadım)
Kasım 100 de yüz, (##-yani denize açıl.)
Kasım 105 de cemre 1
Kasım 112 de cemre 2
Kasım 119 da cemre 3 olurdu ve her gün havalar daha iyiye giderdi…
Bir Ayandon Fırtınası hikayesi anlatarak söze devam etti…..
-“En sayılı fırtına Kasım 84 Ayandon fırtınasıdır.
Bir gün Yunanistan’dan bir gemi gelmiş, “AYANDON FIRTINASI VAR” boğazdan çıkma diyorlar.
Yunanlı kaptan “arma palakarya (gemi sağlam)” diyor.
Yola çıkıyor.
Büyükdere’ ye kadar geliyor (Buralar İnebolu tarafları)
“Kerempe’ de HAVA NETLEŞMİŞ. Yelkenler parçalanıyor, yedekler gidiyor.
ve
Ayandon’da GEMİ KARAYA DÜŞÜYOR.
“ (##-Türkeli’nin eski adı Ayandon dere içi bir yer. Ayancık sonra geliyor, sonra da Elemterekeyfe Burnu )
Yunanlı Kaptan sersemliği geçince
Burası neresi? diyor…. AYANDON DİYORLAR ! ! ! ! !
Niğerze’ de bir Kaptan Bölük Şükrü Abi’ nin çakar alır ! ağızdan dolma tüfeği….
Kim bilir kaç yıldır sakladığı ağızdan dolma tüfek ve malzemelerini çıkarttı. Kara barut, kenevir, ateşleme kapsülü, sıkıştırmak ve temizlemek için harbi, tabii ki saçmaları özenle masaya koydu.
Göz kararı, el terazi kadar kara barut alına, namludan içre töküle,
biraz kenevir ile sıkıştırıla,
ecza’ yı da koyduk mu tamamdır.
Dannn……… Bir gürültü ile tüfek patladı.
O da ne!! Yan evden bir kadın sesi ile irkildik.
Gözü çıkasıcalar, eeyyyyy….
Boyun posun devrilsin geberesiceler….. dedi Küreli Ayşe teyzemiz.
Küreli Anşe ! söyler usta…, söylermiş ezelden…
Meğerse yıllar önce ağaçta incir toplarken kuş diye avlamışlar onu. çok zaman önce, Hüseyin Abi Karabakal diye salarsa 8 numarayı, geberesice de der, başka şey de…
keklik ağaca konmaz…
Neyse Kahvaltı bitti….. Bölük Mehmetlerin evine geri döndük.
Evde, çatıda, bir çift gelincik yaşıyor.
Fare ve diğer hayvanlara aman vermiyorlar.
Fakat gelinciğin eşine bir şey yapmayacaksın, kazayla da bir şey olmayacak…!
Yoksa evini başına yıkarlar.
Camından baktığında, mutluluğu gördüğün bir ev burası….. Bölük Mehmet’in evi.
kazık inciri, kestane, üzüm, Kanlıca Mantarı vakti.
Yola çıkıyoruz..
Geçen Gemilerle Köyün Selamlaşması
Tam iskelenin önünden geçerken deniz gide gele bize sürekli bir şeyler söylüyordu kulak verdik…..
DİMEŞLER’ İN ÖNÜNDEN GEÇEN KÖYÜN HER GEMİSİ, KÖYE SELAM VERİR…. düdük öttürürdü.
Rıhtım, bu köyün bütün çocuklarının hayatında pek önemliydi. İlk denize atlamalar, ilk boyu geçen yer, kolaycıların balık tuttuğu yer, yol olmadığı zamanlarda, motorlarla köye gelinen yer, vs. vs
Gemiciler her geçişlerinde evlerine, analarına, eşlerine, çocuklarına, hemşerilerine, sevdalıklarına el sallarlardı.
KINCATAŞ’ dan da karşılıklı bayrak sallanırdı. Çoğunlukla bayrak olmazdı, yerine kırmızı kazak ve bluz sallandığı da olurdu…
Dimeşler denilen köy kahvesinin önünden geçerken de aynı hasret tekrarlanırdı.
Bayrak balkonda, soldaki pencerenin üzerinde takıldığı tahta direk ile birlikte büyük çivilerin üzerinde yatay dururdu. Gemi Dimeşler’in önüne gelip düdük öttürdüğünde, orada kim varsa alıp, bayrağı sallardı. Bir iki dakika bayrak-düdük-bayrak selamlaşmasından sonra, gemi yol alıp giderdi.
Balkonundan bayrak sallanan kahvenin yıkılmak üzere olan hali,
Kahvenin, son zamanları, hala aktif.
Bu gün yukarıdaki bina ayakta durmamakta fakat çok güzelleşmiş bir mekan olarak aşağıdaki gibi hayatiyetini sürdürüyor.
Gülizar Abla da gençliğinde, gemi geçerken camdan pembe bluzu varmış onu sallarmış.
Gemi Evrenye’ye, Poyrazlar’ a düdük çalmış da bize düdük çalmamış….
Kör olasılar… çok kızdık…. o kadar da kazak salladık… diye halâ canlı hatırası duruyordu.
Dimesler’ in Evrenye tarafından eski bir görünüşü, çınarın altında görünen, efsane Kahve (Muhtar Salih Abi’ nin Kahvesi – Muhtar Sali ! )
arkada gördüğümüz, dükkan, önünde oturduğumuz soldaki kırmızı boyalı yer..
Bir yaşanmışlık anıları daha bitti….
Gökten üç elma düştü, biri bana, biri Ahmet’e, Biri Mehmet’e
************************ ****************************
Not; Bu gezimizin daha çok notları vardı. Yukarıda zikredemediğimiz notları sahipleri olan Bölük Ahmet ve Mehmet Çolakoğlu kardeşlere verdik. Bir başka yazıda o gezimizle ilgili başka hikayeleri de sunacağız… Yaşanmışlıkları paylaşacağız.
Ahmet bu yazının yazılmasında da lehçelerin, yerlerin, zamanların konulmasında rehberlik etti… Yazının bu sayede yöreye uygunluğunu, otantikliğini sağlamış olduk….
Teşekkür ediyorum.




























