İnsanın insanı duymasının ses hızından,
ışık hızına geçmediği
dostluk çağındayız,
İstanbul’ da Balat’ da bir bahar akşamı.
Hava kararmak da,
Hayat gailesinin her kişiyi sardığı dönemler.
Ne kadar yorgun olsanız da tatlı dilin etkili olduğu dönemler,
Sofralar kurulup da, son anda ekmeğin kalmadığı anlaşıldığında,
“hade gidip bir koşuda ekmek al,….. hade canım” ların etkili olduğu zamanlar,
Hava şerbet gibi,
Uzun zamandır rastlaşamayan mahalle arkadaşları fırında buluşurlar.
Söz sozü açar…
Fırın ve evleri arasındaki yol, dere tepe düz gittikleri halde bitmez.
Zaman adeta yavaşlar,
hatta,
masada kaseye konmuş çorba bile,
kıyamaz hasbuhale…
soğumaz, durmuş bekler…








