DOST’ DAN KARDEŞ’ E adlı gemimizle, Dask adamların ülkesine seyahat…
Bölüm-1
DOST’ DAN KARDEŞ’ E adlı gemimizle gönül den gönüle seyahat ediyoruz.
Kekik ve çam kokuları normal çalışma düzenimizi allak bullak ediyor..
Batı Karadeniz’e yakın Orta Anadolu’ dan yoğun sinyaller alıyoruz.
dünya tarihi
İnsanın kendini aradığı tarihler,
kiraz, dut henüz bitmiş,
kayısı, sulu armut daha yenir …. zamanı..
Hava çok sıcak..
İnsanın canı serinlik istiyor.
yaylalara çıkası geliyor insanın.
Atalarımızın binlerce yıldır yaptığı gibi…
Dünyanın en eski medeniyetlerinin yaşadığı bu doğa parçasında
sevdiğin insanlarla KAMP YAPMAK gerçekten heyacan vericidir.
Bizde öyle yaptık.
Çelebi ile Bolu-dörtdivan yaylalarına yola çıktık.
Çelebi;
İstanbul’a kar yağdığında 1 – 2 hafta kalkmadığı zamanlardan kadim dostum,
izcidağci ve yol arkadaşım.
Çelebi ve ben birlikte,
efsanelerin yazdığı ama bir kısım canlıların henüz karşılaşmadığı
Ultra koşucularla yaşamı paylaşmak için yola çıktık..
Dask adamları görmeye gittik.
Merak ediyorduk,
Bir merdiven çıkamayıp asansöre binen insanların,
İki durak yürümekten kaçınarak, vasıtaya binen insanların yaşadığı
zamanımızda,
iki gün koşmayı başaranlar bizler gibimiydiler….
Ultra koşucular,
Çok azimli, dikkatli, üstün iradeli,
Kadın veya erkek,
su ve yemek gibi her bir ihtiyacını yanında taşıyan,
iki günde dura kalka 30-50-70-90 km. koşan.
Koşarken haritaya bakan, yön tayin eden,
dere geçen, tepeye koşan, yokuş inen, çalıya takılan,
çarşak geçen, kaya tırmanan
patika bulan, patika kaybeden,
gece konaklayan, çadır kuran,
su kaynağı arayan, sudan geçen,
dinlenip gene koşan,
sporcu ruhlu arkadaşlarımız…
Otoyol dan çıkıp, Dörtdivan’ a geldik.
Dörtdivan’ nın çıkışında, Yayla yolunun başında
doğa ya giriş karşılama komitesini görüyorsunuz.
Güney istikametinde 27 km. toprak yoldan devam ettik.
Doğa ananın en muhteşem organizasyonunu,
annelerini bırakmayan yavruları,
yavrularını bırakmayan anaları gördük.
develer tellal iken,
dere tepe düz gittik,
aynı zamanda yükselerek 1425m yükseklikteki kamp yerimize vardık.
Fuat – Kurtuluş, Özlem -Türker, Tuba – Necdet, den oluşan takımlarımız,
sabahın dördünde yola çıkmışlardı bile,
Kimbilir hangi vadideydiler…
Bizim kampa katıldığımız akşam vakti
ter kan içinde yollarını arıyorlardı belki.
Biz yavaş yavaş kamp sahasına girdiğimiz de
Kampımızın herşeyi … Kemal …bizleri karşıladı…
Çadırlar kuruldu, artık mutluyuz…
Kampın en güzel saatini yaşamaya başladık…
Kemal, Çelebi ve ben çadırın önünde oturduk…
Güneşin ışıkları batıdan yatmaya başladı ve
tüm bed, gam duyguları yok etti, (Kötü, keder, tasa,elem, kaygı, dert)
yerine iç huzuru veren,
“iyiki buradayım” dedirten bir sihrin içinde hep birlikde kaybolduk…
tüm canlılarla barış içindeyim, şu an…
Saat 02.00 uyku yok fakat yattık.
05.00 de sabaha karşı kalktım…. biraz sonra çadırdan çıktık.
Hava henüz açılıyor…
Kampta büyük sessizlik…
derenin şırıldama sesi ve taşların üzerinden aşarken çıkardığı sesler huzur veriyor…
her taş cinsine, büyüklüğüne ve küçüklüğüne göre ayrı sesler veriyor..
uzaktaki bir kaç çalı bülbülünün sesi iyi geliyor…
Sahipleri koşuda olan bir Haski Sibirya kurdu mavi gözlerini bize dikmiş bakıyor.
Özgüveni çok yüksek, kuyruğu içe dönük ve dik sallanmadan duruyor..
Kampımızı kolaçan etmeye başladı…
Biraz dikkatle bakınca
akşam kampımızdan geçen inek ve koyunların çoban köpeğinin işediği yerleri kokluyor ve
üzerine işeyerek kendi işaretini bırakıyor…
🙂 Çoban Köpeğinin gitmediği başka yerlere de işediğine şahit oldum!
“Buraların kıralı benim.” dedi ve kampımızdan ayrıldı..
Güneşin ilk ışıkları ile aydınlattığı sarı çiçek, Arısını beklerken,
otlar de yensin, süt olsun, sütü içen de akıllı olsun diye sarı ineğini bekliyordu…
Kampı uzaktan seyrediyordum.
Henüz güneş ışıkları çadırlara ulaşmamışdı.
Benim durduğum yerde güneş yakmaya başlamışdı.
Gözlerimi elle koruyup,
kahvaltı ateşi yakanları bir süre daha izledim.
Kamp ateşinin dumanı çamların arasında özüne doğru yol alıyordu.
Huzmeler evrenin kaynağını işaret ediyordu.
Herkese yetecek kadar Güneş var..
Herkese yetecek kadar hava var…
Ağaçlardaki bu sakallar bulunduğumuz ortamda oksijenin çok yüksek olduğunu gösteriyor…
şimdi başını hafif yukarı kaldır,
burnundan derin bir nefes alırken gözlerini de kapat.
ve …. hafifçe, uzun uzun nefesini ver.
iyi geldi ise bir daha yaparsın…..
Çek çekebildiğin kadar …
ohh…
Tüm canlılarla barış içerisindeyim şu an..
Kamp ateşi yanmışdır. Kahvaltıya gelebilirsiniz…
Artsın eksilmesin, taşsın dökülmesin….
Midemdeki zil sesini duyunca,
ancak gerçek dünyaya dönüş yapabildim…..
Kamp da yavaş yavaş uyanmaya başlıyordu.
Bölüm-2 Yarişmacılar geliyor
Kampın aşağısından düdük, alkış ve tezahurat sesleri geliyor….
İlk yarışmacılar gelmeye başladı.
Biz de fotoğraf makinamızı alıp oraya koştuk….
ilk gelenler
Özlem ve Türker zinde geldiler….

Tuba ve Nevzat takımı da geldi…
başka bir takım ile beraber vardılar…
varış masasında kayıtlarını yaptırıyorlar ve fotoğraf çektiriyorlar.
soda içiyorlar, o sıcakta başka türlü serinlemenin imkanı yok..
Fuat ve Kurtuluş da geldi….
takımlarımız tamam…
Yarışmacılar çoğunlukla tek tek geliyorlar…
gelenler hemen duşa giriyor ve serinliyorlar,
malzemelerini gözden geçirip kaldırıyorlar.
ayakları çıkarıp derenin soğuk suyunda keyif yapıyorlar…
biz de…
Sanki çok yorulmuşum gibi bende dinleniyorum…
Muhabet güzel,
yarışın kritiği yapılıyor, malzemeler analiz ediliyor…
bir dahaki sene şöyle yapacağım, böyle yapacağım diyorlar…
fakat bizimki kesin… biz gene kampa geleceğiz….
gece ödül töreni ve eğlence yapılıyor….
ertesi gün güzel bir kahvaltı sonrası….
kamp bilgilerimizi gözden geçiriyoruz…
Hatıra fotoğrafından sonra bay bay dask adamlar.
GELECEK SENE DASK YİNE BİZİ BEKLİYOR…
********************************************************
Teşekkür:
Tüm doğa sporlarını içeren “ANADOLU DAĞ MARATONU ” organizasyonunu gerçekleştiren
Doğa Araştırmaları Sporları ve Kurtarma Derneği’ ne
can-ı yürekten teşekkür ederim.
Dörtdivan Kaymakamlık, Belediye ve Yerli Halkına da çok teşekkürler.
ADAM 2015 16. Anadolu Dağ Maratonu 23-25 Temmuz 2015 tarihinde
Dörtdivan yaylalarında gerçekleştirildi. (http://www.dask.org.tr)
Bizim üç takımımız,
Özlem Yasmut-Türker Nazlıaka’ ya
Tuğba Çakır- Necdet Uzun’a
Fuat Bozak-Kurtuluş Anıl’a
Kemal Kır’a
Çelebi Akçura’ya
Yürekten teşekkürler.







































Merhaba Ersal Ağabey.
Başarılı siten için seni kutluyorum. İnsanlara ilham verdiğin için teşekkür ediyorum.
Sağlıcakla kalın.
Batı Karadeniz’e yakın bir yerde 🙂 Büyükada’dayım bunları yazarken.
Söylediğiniz gibi başımı hafif yukarı kaldırdım, burnumdan derin bir nefes aldım, gözlerimi kapattım.
Uzun uzun nefes verdim, çektim çekebildiğim kadar.
Tüm canlılarla barış içinde ( mi ) yim şu an ?
En azından hayatın gürültülü, çılgın kalabalığına karışana kadar evet.
Biraz hayal kurmak bile çok iyi geldi.
Yüreğine sağlık üstat
Onur
Şahsıma attığınız güzel mailler için yürekten teşekkür ederim…